Tüketim kültürünün hızla yayıldığı günümüzde, geleneksel zanaatkarlık ve el emeği ürünlere olan ilgi giderek artıyor. İşte bu bağlamda, babasından öğrendiği mesleği yaklaşık yarım asırdır icra eden bir ustanın hikayesi, sadece bir meslekten daha fazlasını ifade ediyor. Türkiye’nin köklü zanaat kültürünü yaşatan bu usta, modern dünyaya rağmen geçmişe olan bağlılığını nasıl koruduğunu ve tüketim alışkanlıklarına karşı nasıl bir direnç gösterdiğini anlatıyor.
Üretim sürecinin önemli bir parçası olan geleneksel zanaatkarlık, çoğu zaman sadece bir meslek olarak değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak da karşımıza çıkıyor. Bu yazığımız usta, 50 yıl boyunca sadece bir işi değil, aynı zamanda bir kültürü de yaşatmış. Babasından öğrendiği teknikleri ve bilgileri, kendi yaratıcılığıyla harmanlayarak eşsiz eserler ortaya koyuyor. Öğrenim süreci, sadece malzemelerin nasıl işlendiğini değil; aynı zamanda bu işin arkasındaki tarih ve kültürü de anlamayı içeriyor. Böylelikle, geçen yıllar ona sadece bir ustalık kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda ailesinin mirasına sahip çıkma sorumluluğunu da yükledi.
Günümüzde adeta bir yarış haline gelen tüketim kültürü, bireyleri sürekli daha yenisini ve daha fazlasını almak için teşvik ediyor. Bu atmosferde, el emeği ürünlerin öneminin azalması söz konusu. Ancak ustamız, bu trende karşı duruyor ve yaptığı işleri sadece birer ticari ürün olarak görmüyor. Her biri, tarihsel bir değeri, duygusal bir bağlanmayı ve sosyal bir sorumluluğu barındırıyor. Aldığı siparişler sadece para kazanma amacı taşımıyor; aynı zamanda ürettiği her bir parça, belleklerde yer edinme ve gelecek nesillere aktarma arzusu taşıyor. İşine olan bu tutku, içten bir bağlılık ve özveri gerektiriyor; zira geleneksel el sanatlarına olan ilgi her geçen gün azalsa da, bu usta yıllar içerisinde yarattığı eserlerle fark yarattı.
Ustamıza göre, zanaatkarlığın merkezinde yer alan, disiplin ve sabır gerektiren bu meslek, sadece bir şeyler üretmekle kalmıyor; aynı zamanda insanların bir şeylere değer vermesini sağlıyor. Programlı bir şekilde çalışarak, geleneksel yapıları modern dünyada yaşatıyor. El işçiliğini ve kalitenin önceliğini bir araya getirerek, hem kendine hem de mesleğine olan bağlılığını sürdürüyor.
Halk arasında "Neden bu kadar zahmetli bir iş yapıyorsun?" gibi sorularla karşılaşsa da, usta ısrarla şunu savunuyor: "Ürettiğim her parça, bir hikaye barındırıyor. İnsanlar zevkle kullandıkları ürünlerde o hikayeleri taşıyabilir." İşte bu nedenle, alışveriş yaparken kaliteden ödün vermeyenlerin de çoğu, ustanın eserlerine değer veriyor ve bu el işçiliğinin kıymetini biliyor. Zaman geçtikçe, el yapımı ürünlere olan ilgi artıyor; çünkü birçok kişi, tüketim sonrası ilişkilerin boşluğu ile karşı karşıya kalıyor. Usta, bu boşluğu dolduracak olanın, ait edebilecekleri değerli eserler olduğunu biliyor.
Özetle, ustamız yarım asırlık deneyimiyle, tüketim savaşlarına karşı verilen bu mücadelede yalnız değil. Zanaatkarlığın bir yaşam tarzı haline gelmesi ve değerli eserlerin geleceğe taşınması için gösterdiği çaba, pek çok insana ilham veriyor. El sanatlarının ve zanaatkarlığın, sadece belirli bir dönemle sınırlı kalmaması, gelecekte de yaşayabilmesi için bu yolda ilerleyip, genç zanaatçılara da kendi deneyimlerini aktarmak, onun en büyük hedefi.
Çünkü o, yalnızca bir meslek icra etmenin ötesinde, bir yaşam şekli ve yaşam kültürü sunuyor; ürettiği her eserle, geçmişini yaşatmaya ve geleceğe taşımaya devam ediyor.